Gölhisar Mutlu Son Hizmeti – Masör Ece

Gölhisar Mutlu Son Hizmeti  – Masör Ece

Gölhisar Mutlu Son böyle düşündüğü biçimde, “Annesini yargılamaya kalkan çocuğun kendisi aptaldır, ” deyiverdi. Kıpkırmızı oldum. Birden rahatsızlanmışım şeklinde yaparak sGölhisarradan kalktım. Ben, yargılıyordum annemi. Babam, iki yerimden vurmuştu beni; hem annelerin dokunulmazlığını doğrulamış, aynı zamanda dolaylı olarak bana aptal demişti. Beni asıl altüst eden, babamın söylediği bu sözleri de yargılamaktan kendimi alamayışım oldu.

Teyzemin budalalığı hepimizçe malum bir gerçek olduğuna göre, oğlu niçin söz etmeyecekti bundan? İnsanın kendi kendine hakikatı söylemesi günah değildir; üstelik çoğunlukla, birey kendine, istemeden, farkına varmadan, bir art niyet kollamadan hakikatı söyler. Örneğin, o anda ben, düşündüklerimi düşünmemezlik edemiyordum. Gölhisar Mutlu Son suç muydu bu? Bir anlamda değildi elbette; fakat babamın sözleri beni öylesine etkilemişti ki, bir yandan kimsenin beni suçlayamayacağını düşünürken, öte yandan da bir aptallık örneği olduğuma inanmaya başladım iyiden iyiye.

O günden sonrasında ve pek muhtemel sırf o alay yüzünden, babamın yanılmazlığına olan eski güvenim, eski inancım kalmadı. Ne var ki, annemle babam, beni hâlâ kabahatluluk duygusuna itecek güce sahiptiler. Kendimi, onların gözüyle değil, başka gözle görmüş olduğum halde; gene de hakkımdaki suçlamalarını, kararlarını, yargılarını kabullenmek zorunda kalıyordum.

Öz varlığım, salt bana ait bir şey olmasının yanı sıra, daha hâlâ onların da malıydı. Ancak, onların ezbere bildiklerini sandıklan bu benlik, artık bir tuzak, bir aldatmaca olabilirdi sadece.

Gölhisar Mutlu Son

Gölhisar Mutlu Son bu garip karmaşayı önlemenin bir tek çıkar yolu vardı: Aldatıcı, yapay bir görünüme girecektim. Bana hep dilimi tutmamı öğütlemişlerdi. Buna bir kat daha titizlikle dikkat etmeye başladım. Biraz daha da ileri gittim. Mademki, artık her planladığımü söylemiyordum; söylenmeyecek hareketler yapmamı da kimse engelleyemezdi. Gizli Gölhisar yaşamasını, kaçamakları öğrenmeye başlıyordum. * * * Okuduğum kitaplar, gene eskisi benzer biçimde büyük bir titizlikle denetim ediliyordu.

Çocuk kitaplarıyla, gereken bölgeleri sansüre uğramış kitaplar haricinde, seçme yapıtlardan sadece birkaç tanesini elime almama izin veriyorlardı. Bu kitaplardaki bazı bölümler de, annemlerin sıkıdüzenünden kurtulamıyordu. Babam, Yavru Kartal’da bile kesintiler yapmıştı. Ama özgürlüğümden yararlanmak için dürüst olmayan bir davranışa yönelmeyeceğime inandıkları için, kitaplığa göz atmayı akıllarına getirmiyorlardı. La Grilliere’de kalmış olduğumız vakit, “uygun” yazılan işaretleyip, resimli dergileri tutuştururlardı elime. Tatilde, okunacak kitapları hep bitirir, kitapsız kalırdım. Onların işaretledikleri yazılar bitince, çimenlerin üzerinde yanı başımda uzanan, elimi uzatsam tutuvereceğim, sözcükler, anlamlar taşan dergiler yığınına göz atardım.

Uzunca bir süredir, ufak tefek haylazlıklara, söz dinlemezliklere başlamıştım. Annem, iki yiyecek arası bir şeyler yememi istemezdi. Köye gittiğimiz zaman, önlüğüme bir düzine elmayı doldurur, öyle kaçardım bahçeye. Bu abur cubur yüzünden herhangi bir hastalık duyduğum da yoktu. Madeleine’le mevzuştuğumuzdan bu yana, Sacha Guitry’nin, Flers ve Callavet’nin, Capus ve Tristan Bernard’ın, bana gerçekten zararları dokunup dokunmayacağından kuşGölhisarnmaya başlamıştım. Yasak bölgeye girdim. Bernstein ve Bataille’a el atacak kadar pervasız davrandım.